TAKDİM
(9.baskı)
Bismillâhirrahmânirrahîm
Âlemlerin Rabbi Olan Allah’a (c.c.) hamd olsun. Salât ve selâm, Allah’ın kulu ve elçisi Hz. Muhammed’e (s.a.v.), ailesine, ashabına ve O’na tâbî olan mü’min ve mü’mine kardeşlerimize olsun.
Biz Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim’in Allah kelâmı ve dinin temel kitabı olduğundan, yüceliğinden, kutsallığından şüphe etmeyiz. Kur’an’ın, Allah’ın doğrudan insanı muhatap kılarak ve İslâm dininin anayasası olarak, değişmez ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir kitap olduğunu bilir ve inanırız. Onun “Akıl sahipleri için uyarıcı, müjdeleyici, öğüt verici, yol gösterici, şifa, rehber ve rahmet” olduğunu biliriz. Bir de kesin olan bir şey daha var ki, onun anlaşılan ve anlaşılması için inen bir kitap olduğudur. Binaenaleyh meâl okumakla kalmayın. Tefsirlerden ve sahih kaynaklardan Kur’an-ı Kerim’i açıklayan, yorumlayan, O’nu yaşayan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatını, sünnetlerini ve hadislerini okuyun, öğrenin. Ayetle sabit olan “Allah’a ve Resulüne itaat edin” (Al-i İmran 32) emrine sarılalım.
“Allah katında tek din olan İslâm’ı” seçen Müslüman, “İşittik ve itaat ettik” demekle mükelleftir. Din öğrenilip yaşanacaksa, ilk önce Kur’an ve Peygamber iyi anlaşılmalıdır. Kur’an süslü raflarda aksesuar olsun, özel günlerde okunsun, ne dediği düşünülmesin diye indirilmemiştir. ‘İslâm’ı kabul ettim’ diyen her Müslüman, istisnasız yaşamın her alanında Kur’an’ı yaşamakla mükellef olmuştur. “İnsanlar, ‘İnandık’ demeleriyle bırakılacaklarını, imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?” (Ankebut 2). Eylemi olmayan sözün kıymeti olmayacaktır. Bu durum, suyu bildiğini söyleyen fakat içmeyen bir kişiye benzer. Bu kişiye suyu bilmesi ne fayda verir? İman edip de yaşamayan Müslüman’ın durumu nasıl olur?
Ben 2005 yılında yayın hayatına başladım. İzmir Enternasyonal Fuarı’na katılımcı firma olarak katılıyorduk. Karşımızda İncil’in bedava dağıtılmasına karşın biz Müslümanların şikayetten öte hiçbir şey yapmamasının hüznü ve burukluğu vardı yüreğimde. Herkes şikayetçiydi, ama kimse faaliyette bulunmuyordu. Şu mealde dua ettiğimi hatırlıyorum: “Yâ Rabbî! Senin rızan için burada Kur’an-ı Kerim dağıtmak istiyorum. Bu hizmeti bana lütfet, yardımcı ol. Beni mahzun bırakma, utandırma.”
Kendimce ‘3-5 bin Kur’an dağıtabilsek!’ diyordum. Ücretsiz on bin adet kadar Kur’an meâlini dağıtmak nasip oldu. Devamında gayri ticari fiyata, 1 YTL’ye insanımızın istifadesine sunduk. Rabbim öyle lütuflarda bulundu ki; 2-3 yılda hayal bile edemediğim iki milyondan fazla insana ulaştık. Allah’a iltica etmenin karşılığı böyle oluyor diye düşünüyorum.
Rabbim lütfetti. Değilse bu kadar insana ulaşacak ne birikimim, ne param, ne de maddi imkanım vardı. Rabbime ne kadar hamd etsem azdır. Allah; bu gayretleri dinine hizmet olarak kabul etsin, emeği geçenlerden, okuyanlardan, okutanlardan razı olsun.
Muhterem okuyucular! Siz de hizmet adına yapılması gerekenleri başkalarından beklemeyin. Seyirci olmayın. Biz, bizden sorulacağız. Başkalarının yaptığı veya yapmadığı şeylerden sorulmayacağız. İlahi mesajın yaygınlaşması için gayret edin. Bunu önemseyin. Bunu siz, biz, değil de kim yapacak? Hangi Müslüman yapacak? Veya bunu başkalarından beklemekle kime, hangi davaya hizmet etmiş olacağız?
Yakın çevrenize, dostlarınıza, tanıdıklarınıza, tanımadıklarınıza, müşterilerinize en kolay tebliğ olan Kur’an-ı Kerim’i veya temel dînî yayınları hediye edin. Teşvik edin, tavsiye edin. İmkânınız neye el veriyorsa, o kadar yapın. Ama mutlaka bir şeyler yapın.
Yâ Rabbi! Bizlerden razı ol. Bizleri kutsal davana hizmet eden kullarından eyle. Bizleri sev. Her iki dünyada da sevindir ve bağışla. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin. Âmîn.
Mürsel Küçükkartal
22 Şubat 2008
İzmir
|